Bilinçli Zihnin Engellerinden Nasıl Kurtulabiliriz?
Hiç kendinizi kendi düşüncelerinizin ağına düşmüş gibi hissettiniz mi?
Dış dünyada basit bir olay yaşanırken zihninizde karmaşık bir savaş yaşandığını fark ettiniz mi?
Sabah alarmınız çaldığında, "Bugün ne giymeliyim?" sorusuyla başlayan bir iç diyalog, öğleden sonra bir toplantıda "Acaba ne düşünüyorlar?" endişesine, akşam ise "Keşke şunu yapmasaydım…" pişmanlığına dönüşüyor.
Peki bu düşünceler neden bu kadar baskın ve kaçınılmaz görünüyor?
Bilinçli zihnimiz, gündelik kararlarımızdan büyük yaşam seçimlerimize kadar pek çok konuda bize rehberlik eder. Ancak bu rehberlik her zaman güvenilir midir?
Bilinçli zihnin doğası, geçmiş deneyimler, gelecek kaygıları ve toplumsal yargılarla şekillenir. Bu şekillenme, düşünce zincirlerini oluşturur ve bizleri sınırlandırır. Bir tartışma sırasında öfkeye kapılıp istemediğimiz sözler söylemek ya da bir fırsat karşısında tereddüt etmek bu zincirlerin görünmez etkileridir.
Descartes’ın "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözü, modern insan için "Düşünüyorum, öyleyse tutukluyum"a dönüşmüş olabilir mi?
Zihnimizin içinde geçen sürekli monolog, çoğu zaman bizi “şimdi”den koparır.
Kalabalık bir topluluk önünde konuşma yapmak zorunda olduğunuzu düşünün!
Bilinçli zihniniz hemen korkular üretir:
“Rezalet olur, herkes bana gülecek, kendimi rezil edeceğim!”
Ancak bu düşüncelerin gerçeklikle bir ilgisi yoktur. Onlar sadece zihninizin koruma mekanizmasıdır. Eğer bu düşüncelere kapılmadan konuşmaya odaklanırsanız, kaygının yerini cesaret alır.
Ya da bir çocuğu izleyin!
Bir lego parçasını alır, ne "doğru" ne de "yanlış" diye düşünür; sadece dener.
Yetişkinler ise en basit kararları bile birer varoluş krizi haline getirir.
Acaba biz de mi kendimizi "mantıklı" bahanelerle hapsediyoruz?
Bir sanatçı, tuval karşısında "Bu renk doğru mu?" diye düşünürse yaratım süreci bloke olur. Oysa çocukken çizdiği resimlerde özgürdü.
Bilinçli zihin, yaratıcılığı değil, kontrol etme arzusunu besliyor.
O halde kurtuluş, bilinçli zihni tamamen susturmak değil, onun sesini sağlıklı bir şekilde duymayı öğrenmektir.
Peki bu bilinçli zihnin engellerinden nasıl kurtulabiliriz?
İlk adım, düşüncelerimizin yalnızca düşünceler olduğunu fark etmektir. Zihnimizden geçen her düşünce doğru veya geçerli değildir; sadece geçip giden bulutlar gibidir. Bu farkındalık, bizi düşüncelerin zincirlerinden özgürleştirir.
İkinci adım, zihni sakinleştirmek, içsel farkındalığı artırmak ve düşünceleri gözlemlemek için yalnız kalmak ve sessiz doğada yürüyüş ya da kamp yapmak gerekir.
Bu sayede zihin, günlük hayatın karmaşasından arınıp daha dingin olur ve huzur bulur.
O halde kendinize şu soruyu sorun:
Düşüncelerimi gerçekten kontrol edebilir miyim, yoksa onlar mı beni kontrol ediyor?
Bilinçli zihnin egemenliğinden kurtulmak, bu sorunun yanıtını aramakla başlar.
Her düşünceyi sahiplenmeden gözlemleyebilmek, zihinsel özgürlüğün kapısını aralar.
Belki de özgürlük, düşüncelerden değil, düşüncelerin ağırlığından kurtulmayı başarmaktır.