Eşle Değil, Konforla Evli Olmak: Modern Evliliğin Sessiz Çöküşü
Günümüzde birçok evlilikte asıl bağ, eşler arasında değil; hayatın sunduğu konfor alanı etrafında kuruluyor. Aynı evde yaşayan, aynı soyadını taşıyan, aynı sosyal çevreye ait görünen çiftler… Dışarıdan bakıldığında bir birliktelik var; fakat içeride, duygusal temas çoğu zaman çoktan kopmuş durumda. Bu nedenle modern evliliklerin önemli bir kısmı, iki insanın birbirine değil, düzenin devamına tutunduğu bir yapı hâline geliyor.
Zygmunt Bauman, modern ilişkileri tanımlarken “akışkanlık” kavramını kullanır. Ona göre çağımız insanı bağ kurmaktan çok, bağların sağladığı güvenlik hissine ihtiyaç duyar. Bauman şöyle der:
“İnsanlar bugün ilişkilerden çok, ilişkilerin sağladığı güvenliğe âşıktır.”
Evlilik de bu güvenliğin en kurumsallaşmış biçimidir. Düzenli bir hayat, öngörülebilir roller, ekonomik ve sosyal istikrar… Aşk azalabilir, heyecan sönebilir; fakat düzen bozulmasın diye ilişki sürdürülür. Böylece evlilik, iki insanın birlikte büyüdüğü bir alan olmaktan çıkar; birlikte idare ettiği bir sisteme dönüşür.

Bu noktada sosyolog Anthony Giddens’in “saf ilişki” kavramı dikkat çekicidir. Giddens, modern ilişkilerin ancak karşılıklı duygusal tatmin sürdüğü sürece devam ettiğini söyler. Ancak pratikte olan şudur:
Tatmin bittiğinde ilişki bitmez; yalnızca duygu askıya alınır. Yerine sorumluluklar, alışkanlıklar ve korkular geçer. Özellikle şu cümleler, modern evliliklerin görünmez savunma mekanizmalarıdır:
“Çocuklar için”
“Bunca yıl boşa gitmesin diye”
“Bu yaştan sonra düzen bozulur mu?”
Bunlar birer gerekçe değil; konforun kendini ahlaki bir dille savunma biçimleridir.
Psikolog Esther Perel, evliliklerdeki temel çatışmayı çok net ifade eder:
“Güvenlik ihtiyacı ile tutku ihtiyacı aynı ilişkide sürekli bir gerilim hâlindedir.”
İnsan aynı anda hem sarsılmadan yaşamak hem de derin bir yakınlık hissetmek ister. Oysa gerçek yakınlık, insanı yerinden oynatır; alışkanlıkları bozar, kişiyi değişime zorlar. Konfor ise değişim istemez. Bu nedenle birçok evlilikte taraflar birbirine değil, alışkanlıklara sadıktır.
Erich Fromm’un Sevme Sanatı’nda altını çizdiği temel nokta tam da buradadır. Fromm’a göre sevgi bir duygu değil, bir eylemdir. Emek ister, dikkat ister, risk ister. Oysa konfor, minimum çabayla maksimum süreklilik vaat eder. Sevmek yorucudur; konfor ise sessizdir. Bu yüzden modern evliliklerde sevgi yerini suskunluğa bırakır. İnsanlar kavga etmeyi değil, konuşmamayı tercih eder.
Çünkü konuşmak yüzleşme gerektirir; susmak ise düzeni korur.
Bugün aynı evde yaşayıp yalnızlaşmak bir istisna değil, neredeyse norm hâline gelmiştir. Sabah “günaydın” deyip akşam birbirine anlatacak hiçbir şeyi olmayan çiftler… Hukuken evlidirler; fakat psikolojik olarak çoktan ayrılmışlardır. Psikolojide buna duygusal kopuş denir. Bağ resmî olarak sürer; fakat ruhsal bağ çözülmüştür.
Daha da çarpıcı olan şudur: İnsanlar bu durumu çoğu zaman “kötü bir evlilik” olarak tanımlamaz.
“Fena değil” derler.
Oysa “fena değil”, büyük bir duygusal vazgeçişin en kibar ifadesidir. Çünkü insan ruhu ani yıkımlardan çok, yavaş yavaş sönmeye dayanamaz. Sessizliğe alışır; ama canlılığını kaybeder.
Eşle evli olmak; konuşmayı, yüzleşmeyi, kırılmayı ve yeniden kurmayı gerektirir. Konforla evli olmak ise idare etmeyi, görmezden gelmeyi ve katlanmayı öğretir. Birincisi cesaret ister; ikincisi ise çoğu zaman “sabır” adı altında yüceltilir. Oysa sabır her zaman erdem değildir. Bazen yalnızca korkunun daha kabul edilebilir adıdır.
Belki de bugün sormamız gereken asıl soru şudur:
Yanımdaki insanla mı yaşıyorum, yoksa hayatımın düzeniyle mi?
Çünkü konforla yapılan evlilikler uzun sürebilir;
ama insanı büyütmez.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

