HER ŞEY KOCA BİR BOŞLUK MU?
İnsan bazen avuçlarını semaya doğru açtığında, istediklerinin ne kadar uzak olduğunu düşünmeden edemez. O kadar ulaşılmaz görünür ki bazı hayaller, sanki evrenin genişliğinde kaybolup gidecekmiş gibi gelir. Bu his, çocukluğun masumiyetinde tohumlanır, gençliğin hırçınlığında büyür ve yaş aldıkça bir gölge gibi peşimizi bırakmaz. Değişen tek şey ise zamanla yorgun düşen inancımızdır; bazen onu sessizce, fark etmeden kaybederiz.
Sanki her şey ümitsiz, yarınlar zifiri karanlık ve beklenen o güneş hiç doğmayacakmış gibi... Oysa unuturuz; bugüne gelene kadar ne fırtınalı günler geldi ve geçti.
Fiziğin Ötesindeki Boşluk
Hayat bize çoğu zaman katı, hesaplı ve soğuk bir fizik dünyası olarak sunulur. Rakamlar, denklemler ve istatistiklerle kuşatılmış durumdayız. Ancak en temel sorularımız hâlâ o rasyonel duvarların arkasında yanıtsız bekliyor: Nereden geldik, nereye gidiyoruz ve en önemlisi; şu an gerçekten neredeyiz?
İçimizde, adını koyamadığımız devasa bir boşluk var. Bilimin formüllerle açıklayamadığı, felsefenin sınırlarını çizemediği bir boşluk bu. Belki de bu boşluk, yalnızca "O" ile dolabilir. Ruhu doyuran, zihni teskin eden o sessiz fısıltıyla; yani dua ile.
İhtimaller Denizi ve Varlık Sancısı
İhtimallerin içine hapsolmuş bir dünyada yaşıyoruz. Bir şeyin gerçekleşme olasılığı %99 ise ona "kesin" gözüyle bakıyor, %1 ise "imkânsız" deyip geçiyoruz. Peki, ya asıl gerçek o %1’in bile altındaysa?
Şöyle bir bakalım: Koca bir kâinat okyanusunda dünya, bir toz tanesinden bile küçük. Atomun derinliklerine indiğimizde; çekirdek ve yörüngedeki parçacıklar, atomun hacminin %1’ini bile oluşturmuyor. Geriye kalan her şey koca bir boşluk... Bizler de binlerce hücre içinden hayata tutunmayı başarmış tek bir zerrenin mucizesiyiz. Yıldızlar, galaksiler, görebildiğimiz her şey maddesel olarak koca evrenin içinde %1'den de az. Evreni asıl var eden, o devasa karanlık ve o karanlığın içindeki "var olabilme" ihtimalidir.
En Büyük İmkân
İşte tam da bu yüzden, yeniden ellerimi açıyorum.
Milyarlarca yıldızın arasında bir toz tanesi gibi görünen bu bedenimle, büyük bir hakikatin farkındayım: Yaşam, %1 bile olamayacak kadar düşük ihtimallerin içinden filizlendi. Ama buradayız. Nefes alıyoruz, düşünüyoruz ve en önemlisi hissediyoruz.
Evrenin bu uçsuz buçaksız devasa boşluğunda, maddesel olarak bir hiç mesabesindeyken bizi kıymetli kılan yegâne şey, o sonsuz kudretle kurduğumuz bağdır. Nitekim ilahî hitap, insanın varlık sebebini en yalın haliyle yüzümüze çarpar:
Furkan süresi 77. Ayet "De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?"
Belki de dua, sadece bir isteme hali değil, bu muazzam varoluşun bir teşekkürüdür. Dua; imkânsız gibi görünenin kalbindeki o en büyük imkândır. Bizi boşlukta savrulan bir toz zerresi olmaktan çıkarıp, hitaba muhatap bir "can" eyleyen o eşsiz bağdır.
Selam ve dua ile...
Aydın Babacan.

