KANTÜRE MERHEMİ, ŞİFALANMA SEANSI(2)
Cumhuriyet’in erken dönemlerinden itibaren uygulanan musiki politikaları, sadece bir "estetik tercih" değişimi değil, bir toplumun ruh köküne neşter vurma girişimidir. Celal Kantüre’nin Kabe’de yankılanan sesi, işte bu neşterin açtığı yaraların üzerine sürülen bir merhem, toplumsal bir şifalanma seansıdır.
1920’lerin sonundan itibaren başlayan ve 1934’te doruğa ulaşan "Alaturka Musiki" yasakları (radyolarda Türk müziğinin yasaklanması), sosyolojik bir "bellek kırma" operasyonuydu.
Sessizleştirilen Tekkeler: Tasavvuf geleneği ve Hoca Yesevi’den süzülüp gelen ilahiler, sadece dini birer metin değil, halkın dertleşme diliydi. Bu sesin kamusal alandan çekilmesi, halkın kendi evinde "yabancı" (sessiz) kalmasına neden oldu.
Genelge Baskısı: Okul müfredatlarından ve resmi törenlerden dışlanan ilahiler, halkın genlerinde bir "kültürel yetimlik" duygusu oluşturdu. Cemil Meriç’in dediği gibi; "Kendi sesinden utandırılan bir nesil" yetiştirilmeye çalışıldı.

Celal Kantüre’nin Kabe’de, o saf Anadolu ağzıyla, hiçbir orkestraya veya modern düzenlemeye ihtiyaç duymadan okuduğu "Hacılar İlahisi", bu seksen yıllık sessizliğin yırtılmasıdır.
Meşruiyet Alanı: Kabe gibi kutsal bir mekân için söylenen ilahi, Türk-İslam ruhunun o en yanık tınısının (Segâh, Hüzzam makamları gibi) yankılanması, halkın gözünde şudur: "Bizim yasaklanan sesimiz, Allah’ın evinde kabul görüyor."
Psikolojik Restorasyon: Yıllarca "gericilik" veya "estetik yoksunluk" olarak etiketlenen o ilahi formu, Kantüre ile en asil, en görkemli haline bürünmüştür. Bu, aşağılık kompleksinden kurtulup öz güvene geçişin melodisidir.
Bir toplumun şifalanması, travmayı reddetmekle değil, travmaya sebep olan unsuru (yani kendi öz sesini) yeniden kucaklamakla olur.
Anadolu Mayası: Kantüre’nin sesi, Olimpos’un çocuklarının dayattığı "sentetik batı müziği" zorlamasına karşı, Hira’nın çocuklarının "doğal ve sahici" cevabıdır.

Birliktelik Ruhu: Sosyal medyada bu videonun milyonlarca kez paylaşılması, sadece dini bir motivasyon değildir. Bu, "genetik bir buluşma"dır. Sekülerinden dindarına kadar geniş bir kitlenin bu seste ürpermesi, ortak bilinçaltının (Anadolu İrfanı) hala canlı olduğunun ispatıdır.
Cemil Meriç, "Düşünce, ancak kendi kelimeleriyle kanatlanır" der. Türk toplumu için müzik, düşünceden de öte bir hal dilidir.
Celal Kantüre olayı; okullardaki katı genelgelerle, kültür merkezlerindeki dışlamalarla ve ideolojik baskılarla "genlerine hapsedilmiş" bir milletin, o hapishanenin kapılarını bir ilahi ile kırmasıdır. Bu ses, Horasan’dan yola çıkan, Hoca Yesevi’nin nefesiyle ısınan, Yunus Emre’nin diliyle tatlanan ve nihayetinde Kabe’de tüm dünyaya "Ben buradayım, ölmedim" diyen Anadolu Ruhunun ta kendisidir.
Olimpos’un çocukları sustu; şimdi Hira’nın çocukları, kendi makamlarında kendi türkülerini ve ilahilerini söylüyor.
A.Levent ERTEKİN/Sosyolog

