KARATÜRE ÜZERİNDEN KÜLTÜREL RESTORASYON (3)
Modern dünyanın ruhsuz mekanizması, insanı bir "tüketim nesnesi" haline getirirken; Türk-İslam sanatları, özellikle Celal Karatüre örneğinde gördüğümüz o "ilahî nefes," insanı yeniden "eşref-i mahlukat" (yaratılmışların en şereflisi) makamına davet eder.
Cemil Meriç’in deyimiyle, Batı’nın "L’art pour l’art" (sanat sanat içindir) fildişi kulesine karşı; Anadolu irfanı, "Sanat, Allah’ı aramaktır" düsturuyla hareket eder.
Günümüz insanı; hızın, gürültünün ve dijital kalabalığın içinde bir "anlam krizi" yaşamaktadır. Olimpos’un çocuklarının sunduğu rasyonalizm, karnı doyurmuş ama ruhu aç bırakmıştır.
Musiki (İlahi): Karatüre’nin okuduğu o ilahi, sadece kulak zarını titreten bir ses dalgası değildir. O, bir zikirdir. Modern psikolojinin "meditasyon" dediği şeyin çok ötesinde, insanın kendi özüyle (fıtratıyla) kurduğu bir köprüdür.
Hat ve Ebru: Tıpkı musiki gibi, hattatın kalemindeki "elif" veya ebru teknelerindeki o öngörülemez ahenk; insanın ilahi sanatın (Esma-ül Hüsna) yeryüzündeki yansımasını görme çabasıdır.

Türk toplumunun genlerine işlenmiş olan Hoca Yesevi geleneği, İslâm’ı bir korku dini değil, bir "aşk ve estetik" yolu olarak kodlamıştır.
Genelge vs. Gönül: Okullardaki katı müfredatlar veya bürokratik baskılar, zihni kontrol edebilir ama gönlü asla. Celal Karatüre hadisesi şunu kanıtladı: Siz ne kadar baskılarsanız baskılayın, Anadolu’nun tozlu yollarından gelen bir ilahi, en sofistike genelgeyi bir saniyede hükümsüz kılar.
Görünmez Bağ: Bu, Yesevi’nin Anadolu’ya gönderdiği dervişlerin (Alperenlerin) kurduğu o görünmez ruhsal ağın hâlâ aktif olduğunun ispatıdır. Diğer İslâm ülkelerinde din daha çok "şekil ve hukuk" üzerinden yürürken, Türk-İslâm anlayışında "güzellik" imanın bir parçasıdır.
Karatüre’nin o anki duruşu, sosyolojik olarak bir “kültürel restorasyon"dur.

Arap Selefiliği vs. Anadolu Tasavvufu: Arap coğrafyasındaki daha kuru, ritüelsiz ve bazen sert dini algıya karşı; Anadolu’nun o yanık, hüznü ve umudu aynı anda barındıran makamlı ilahisi, aslında İslâm’ın "Güzellik (İhsan)" boyutunu dünyaya hatırlatır.
Hira’nın Evrensel Sesi: Meriç’in bahsettiği Hira Dağı’nın çocukları, artık sadece kendi köylerinde değil, İslâm’ın merkezinde kendi kimliklerini haykırmaktadırlar. Bu, "Bizim Müslümanlığımız estetiktir, musikidir, merhamettir" demenin bir yoludur.
Celal Karatüre’nin sesiyle toplumu bir anda saran o "hava", aslında bir kavuşma anıdır. Millet, uzun süredir uzak kaldığı öz babasının sesiyle, öz annesinin ninnisiyle karşılaşmış gibi bir ürperti yaşamıştır.
Anadolu irfanı; hat ile sabrı, ebru ile tevekkülü, musiki ile aşkı birleştirerek modern dünyanın stresine karşı en güçlü panzehiri sunar. Bugün okullardaki genelgelerle bastırılan o ruh, sosyal medyanın ve dijitalleşmenin sağladığı özgürlük alanlarında yeniden filizlenmektedir.
Olimpos Dağı’nın soğuk ve kibirli tanrıları, Hira Dağı’nın mütevazı ama vakur çocuklarının yanık ilahisi karşısında diz çökmüştür. Bu bir kültürel devrim değil, bir aslına rücu (dönüş) serüvenidir.
A.Levent ERTEKİN/Soyolog

