Namazla Ulaşalım Huzura.
Günümüz dünyasında kendimize zaman ayırmak ne kadar da zor...
Bitmek bilmeyen işler ve telaşlar, belki de en büyük derdimiz. Koşuşturmalar, bitmeyen sorumluluklar ve dünya gaileleri derken, içimizdeki o sessiz ama derin çağrı her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor bizden. Ruhumuzun özünden, maneviyatın o dingin derinliklerinden koptukça kendimize de yabancılaşıyoruz. İşte tam bu noktada; kainatın akışına bir ara veren, bizi kainatla bütünleştiren ve özümüze döndüren ilahi bir davet yükseliyor minarelerden: Namaz.
Namaz, sadece belirli şekillerden ibaret bir tekrar değil; aslında evrenin o muazzam zikrine katılma halidir. Dikkat ediniz; beş vakit namazın zamanlaması, dünyanın kendi etrafındaki dönüşüyle, gece ve gündüzün o eşsiz döngüsüyle mühürlenmiştir. Tıpkı Ramazan ayının gökyüzünde asılı olan ay takvimiyle bildirilmesi gibi, namaz vakitleri de ilahi bir düzenin yeryüzündeki yansımasıdır. Biz secdeye vardığımızda, aslında dünyanın zikrine ve kainatın tesbihatına ortak oluruz.

Namazdan önce abdestle suya kavuşan azalarımız; sadece maddi kirlerini değil, geçmişin yükünü ve geleceğin endişelerini de yıkayıp atar. Hadis-i şerifte buyurulduğu üzere: "Namaz dinin direğidir." Bu direk hayatın merkezine dikildiğinde; insanın karakteri de, davranışları da, hayata bakışı da sarsılmaz bir zemine oturur.
İftitah tekbiriyle ellerimizi arkaya doğru attığımızda, aslında dünyayı ve içindeki tüm ağırlıkları geride bırakırız. O an; bir alacak-verecek hesabının çok ötesinde, kul ile Rabbi arasındaki en saf, en mahrem buluşma anıdır.
Kur’an-ı Kerim, bu ibadetin hayatın tamamını kuşatan bir bilinç olduğunu şu sarsıcı ayetle bizlere hatırlatır:
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En'âm, 6:162)
Eğer hayatımızı ve hatta ölümümüzü bu bilinç üzerine inşa edebilirsek, dünya telaşı bizi yorabilir ama asla yolumuzdan alıkoyamaz.
Unutmamalıyız ki; hardal tanesi kadar iyilik ve kötülüğün mizana konulacağı o büyük gün her an yaklaşmakta. Mahşer günü mahzun olmamanın yolu, bugün bu dünyada o kutlu huzura durmaktan geçiyor. Abdestle nurlanan yüzler, secdede sükûn bulan kalpler; o gün rahmete, mağfirete ve ebedi saadete bir adım daha yakın olacaklardır.

Sonuç olarak;
Namaz bir yük değil, bir sığınaktır. Bilip de ihmal ettiğimiz birçok hakikat gibi, namaz da ancak kılındığında hayata dokunan bir zırh, ruhu tazeleyen bir enerji olur. Bu, hayatın hengamesinde kaybolan ruhlarımıza yapılan en zarif davettir.
Rabbimizden niyazımız; namazı sadece bir görev olarak ifa edenlerden değil, onu hayatının merkezine alarak hakkıyla idrak edenlerden olabilmektir.
Selam ve dua ile…
Aydın Babacan

