Öğrenci Var, Öğrenme Nerede?
Deneyimden Kopuk Eğitimin Beyinsel ve Toplumsal Yanılsaması
Beyin, bilgiyi pasif biçimde depolayan bir arşiv değildir. Beyin; deneyimle şekillenen, temas ettikçe derinleşen ve yaşantı yoluyla kalıcı belleğe yazan canlı bir organdır. Nörobilim bugün açık biçimde göstermektedir ki öğrenme, yalnızca bilişsel bir faaliyet değil; bedensel, duygusal ve bağlamsal boyutları olan çok katmanlı bir süreçtir.
Deneyimle bütünleşmeyen bilgi, zihinde kalıcı bir yapı oluşturmaz; yalnızca geçici bir performansa dönüşür.
Dünyaca ünlü nörobilimci Antonio Damasio, bu gerçeği şu sözlerle ifade eder:
“Bilinç, bedenden ve deneyimden kopuk bir zihin faaliyeti değildir; duygu ve yaşantı olmadan kalıcı öğrenme mümkün değildir.”
Bu tespit, günümüz eğitim sistemlerine yöneltilmiş doğrudan bir eleştiridir. Çünkü bugün öğrencilere yoğun miktarda bilgi sunulmakta; ancak bu bilgi, deneyimle temas etmediği için anlam üretme kapasitesini kaybetmektedir.
Okullarda öğrenci vardır; fakat öğrenme, çoğu zaman ölçme araçlarının ürettiği bir başarı yanılsamasına indirgenmiştir.
Bilgi Var, Anlam Yok
Günümüz gençleri sürekli ölçülmekte, sürekli test çözmektedir. Soru vardır, seçenekler vardır, doğru cevap bellidir. Ancak bilginin neden doğru olduğu, hangi bağlamda işe yaradığı ve hayatla nasıl ilişkilendiği çoğu zaman öğretilmez. Öğrenci doğru şıkkı işaretler; fakat o bilginin zihinsel ve duygusal temsilini kuramaz.
Oysa beyin, bilgiyi ancak çoklu sistemler birlikte çalıştığında kalıcı belleğe yazar: hareket, duygu, dikkat, tekrar ve anlam. El becerisinin devre dışı bırakıldığı, bedenin öğrenme sürecinden koparıldığı, sanatın ve müziğin ikincil görüldüğü bir eğitim anlayışı; zihinsel gelişimi kaçınılmaz olarak sınırlar.
Bugün beden eğitimi dersleri müfredatta vardır; fakat yaşantıda yoktur. Müzik ve sanat dersleri kâğıt üzerinde mevcuttur; öğrencinin dünyasında ise siliktir. Buna rağmen notlar yüksektir, karneler doludur, başarı oranları şaşırtıcı derecede parlaktır.
Bu tablo, öğrenmenin değil; ölçme sisteminin başarısını göstermektedir.
Test Çözmek, Öğrenmek Değildir
Nörobilim bu noktada son derece nettir: Öğrenme, tekrar eden test performanslarıyla değil; deneyimle güçlenen sinaptik bağlarla gerçekleşir.
Beyin araştırmalarıyla tanınan nörobilimci Eric Kandel, öğrenmenin biyolojik temelini şöyle açıklar:
“Öğrenme, nöronlar arasındaki bağlantıların güçlenmesidir; bu da ancak tekrar edilen deneyimlerle mümkündür.”
Bu nedenle yalnızca doğru cevabı bulmaya dayalı bir sistem, beynin öğrenme mekanizmasını yüzeyde bırakır. Deneyim yoksa sinaptik bağ zayıftır. Duygusal eşlik yoksa bilgi kısa sürelidir. Hata yapma ve yeniden deneme imkânı yoksa öğrenme derinleşmez.
Bir başka önemli nörobilimci Stanislas Dehaene, öğrenmenin aktif doğasını şu sözlerle vurgular:
“Beyin pasif alıcı değildir; öğrenme, aktif katılım ve geri bildirim gerektirir.”
Test sistemi ise çocuğu aktif özne olmaktan çıkarır; onu yalnızca doğruyu tanıyan bir işaretleyiciye indirger. Bu noktada öğrenme değil, performans simülasyonu üretilir.
Nörobilimci Mary Helen Immordino-Yang da duygunun öğrenmedeki rolüne özellikle dikkat çeker:
“Duygusal olarak anlam taşımayan bilgi, beyinde uzun süreli iz bırakmaz.”
Bugün çocuklar çok şey bilmektedir; fakat bu bilgilerin çoğu, duygusal ve yaşantısal karşılığı olmadığı için zihinde tutunamamaktadır.
Eğitim Bir Habitus Üretir.
Sosyolog Pierre Bourdieu, eğitimin yalnızca bilgi aktaran bir kurum olmadığını; bireyin dünyayla kurduğu ilişki biçimini şekillendiren bir habitus ürettiğini söyler. Okul, bireye yalnızca neyi düşüneceğini değil; nasıl düşüneceğini de öğretir.
Bugünkü eğitim pratiği ise sorgulayan ve deneyimleyen zihinler yerine; hızlı işaretleyen, hata yapmaktan korkan ve belirsizlikle baş edemeyen bireyler üretmektedir. Deney yapmayan, soru üretmeyen, bedeni ve duyguyu öğrenme sürecine katmayan bir sistem; yüksek puanlı ama kırılgan bireyler yetiştirir.
Bu bireyler sınavlarda başarılı olabilir; fakat gerçek hayatla karşılaştıklarında yön duygularını hızla kaybederler.
Deneyimsiz Öğrenme, Kırılgan Bilinç
Beyin, deneyimi merkeze almayan bilgiyi uzun süre taşımaz. Yaşantıya dönüşmeyen bilgi; bilinçte yer etmez, kimliğe karışmaz, davranışa dönüşmez. Öğrenci bilir gibi yapar; fakat bilginin öznesi hâline gelemez. Bu durum yalnızca bireysel bir sorun değil; uzun vadede toplumsal bir bilişsel kırılganlık üretir.
Sonuç: Ölçülen Başarı, İnşa Edilmeyen İnsan
Bugün karşı karşıya olduğumuz temel problem, eğitimin yetersizliği değil; yanlış şeyleri çok iyi ölçmesidir. Eğitim bilgi üretmektedir; fakat insan inşa etmekte zorlanmaktadır. Testlerle ölçülen başarı, öğrenmenin yerini almış; deneyimle beslenmeyen zihinler sistematik biçimde çoğalmıştır.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz çocukları sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Çünkü beyin ezberlemez; deneyimler.
Ve deneyimden kopuk bir eğitim, öğrenme değil; yalnızca geçici bir performans üretir.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER

