Ruhların Takvimi Yoktur: Temasın Koptuğu Çağda Yakınlık Yanılsaması
Modern insan mesafeyi hâlâ kilometrelerle ölçüyor.
Oysa en derin uzaklıklar, aynı evin içinde yaşanıyor.
Bugün insanlar hiç olmadığı kadar “bir arada”, fakat hiç olmadığı kadar birbirine yabancı. Aynı masada oturup birbirini duymayanlar, aynı yatakta uyuyup başka hayatlara dalanlar, aynı cümleleri kurup aynı duyguda buluşamayanlar… Çünkü ruhların takvimi yoktur. Onlar saate, güne, yıla değil; temasın varlığına ve yokluğuna göre hareket eder.
Özlem, sanıldığı gibi bir yokluk hâli değildir. Özlem; beden oradayken ruhun temas bulamamasının adıdır. Bu yüzden insan bazen yan odadaki birini özler, bazen elini tutan birine ulaşamaz. Çünkü mesele mesafe değil; anlaşılmamak, görülmemek ve duyulmamaktır.
Yakınlık: Fiziksel Değil, Ruhsal Bir Deneyim
Alman sosyolog Georg Simmel, insan ilişkilerinde yakınlık ve uzaklığın mekânsal değil, psikolojik bir olgu olduğunu söyler. Ona göre iki insanın aynı ortamda bulunması, aralarında gerçek bir bağ olduğu anlamına gelmez. Yakınlık; bir insanın iç dünyasına temas edebilmekle mümkündür.
Bugün ilişkilerin en büyük krizi de tam burada ortaya çıkar. İnsanlar birlikte yaşar ama birlikte hissetmez. Konuşurlar ama temas etmezler. Bakışırlar ama görmezler. Bu nedenle modern insanın en sık yaşadığı duygu şudur:
Yanında olanı özlemek.
Çünkü beden kalmıştır; ruh çoktan geri çekilmiştir.
Akışkan İlişkiler ve Derinliğin Kaybı
Zygmunt Bauman, modern dünyada ilişkilerin “akışkan” hâle geldiğini söyler. Bu akışkanlık, çoğu zaman özgürlük gibi sunulur; oysa gerçekte bağlanma korkusunun modern adıdır. İnsanlar ilişkide kalmak istemez; çünkü kalmak, sorumluluk gerektirir. Temas etmek cesaret ister.
Bauman’a göre insanlar artık yan yanadır ama birbirine değmez. İlişkiler vardır ama süreklilik yoktur. Yakınlık, hız çağında bir yük hâline gelmiştir. Bu yüzden insanlar bir ilişki içindeyken bile yalnız hisseder.
Zamanın Ruh Üzerindeki Etkisi
Ruh için zaman doğrusal değildir.
Bir gün bir ömür gibi uzayabilir,
bir yıl bir an gibi geçebilir.
Çünkü ruh zamanı takvimle değil; duygusal yoğunlukla ölçer. Temasın olduğu bir an, yılların yapamadığını yapar. Temasın olmadığı uzun birliktelikler ise ruh için boştur.
Genetik Perspektiften Bağlanma ve Temas
Genetik ve insan davranışı alanındaki çalışmalarıyla tanınan Robert Sapolsky, uzun süreli duygusal stresin ve temas eksikliğinin insan bedeninde kalıcı biyolojik izler bıraktığını söyler. Sapolsky’ye göre, insan yalnızca sosyal bir varlık değil; temasa ihtiyaç duyan biyolojik bir organizmadır. Sürekli kopukluk hâli, sinir sistemi için bir tehdit algısı yaratır.
Benzer şekilde genetikçi Dean Hamer, bağlanma, güven ve yakınlık eğilimlerinin yalnızca kültürel değil; genetik ve nörobiyolojik temelleri olduğunu vurgular. İnsan beyni, temas kurabildiği ilişkilerde sakinleşir; temasın olmadığı ilişkilerde ise sürekli tetikte kalır.
Bu nedenle özlem, zayıflık değildir.
Özlem; bağ kurabilme kapasitesinin hâlâ canlı olduğunun göstergesidir.
Sonuç Yerine
Bazen bir insanı özlersin;
çünkü yoktur.
Bazen bir insanı özlersin;
çünkü vardır ama seninle değildir.
Ve bazen…
bir insanı özlersin;
çünkü ruhun onu tanımıştır.
Ruhlar acele etmez.
Saat tutmaz.
Mesafe saymaz.
Ama temas kesildiğinde, sessizce geri çekilir.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN

