Tahtadaki Kan
2 Mart günü yaşanılan olay özellikle eğitimcileri ve bizleri derinden etkilemiştir. O kara günde bildiğiniz üzere şizofreni tanısı alan 17 yaşında bir çocuk, yanında getirdiği bıçakla Fatma Nur öğretmeni bıçaklamıştı ve Fatma Nur öğretmen hayatını kaybetmişti.
Bu olay üzerine birçok eğitim sendikası okullardaki güvenlik açığına ve öğretmene yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla 1 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirmişti.
Öğretmenlerin ve öğrencilerin en güvende olduğu ortamda, okul ortamında böyle bir facianın gerçekleşmesi elbette hepimizi tedirgin etti.
Fakat maalesef Fatma Nur öğretmen bu ortamda can verdi. Ancak sorulması gereken soru şu: Bir okul binası, nasıl olur da bir öğretmenin canını koruyamaz hâle gelir? Bizlere çocukluktan beri öğretilen 'okul sizin 2. evinizdir' cümlesi pek tabi sadece öğrenciler için geçerli değil, öğretmenler için de geçerlidir.
Yanında kesici bir aletle elini kolunu sallayarak okula girebilen bir öğrenci yalnız orada bulunanlara değil, tüm eğitim sisteminin güvenliğine saldırmıştır. Bu olay okullardaki güvenlik açığının artık görmezden gelinemeyeceğini göstermektedir.
Aynı zamanda görmekteyiz ki öğretmene ve mesleğe çok kolay bir şekilde el kalkar olmuştur. Oysa bu meslek kutsal bir meslektir. Kötü niyetli şahısların emellerine alet edilmemelidir. Bu mesleğin toplum nezdindeki itibarı zedelenmemelidir.
Bir öğretmenin hayatı, bir öğrencinin 'öfkesine' veya 'stresine' emanet edilmemeli. Can bu kadar değersiz olmamalı.
Sınıfta tahtaya yazılan yazılar silinebilir fakat o gün oraya bırakılan iz asla silinmeyecek. Tahtanın önündeki o boşluk sadece fiziksel bir boşluk değil, toplumun geleceğinde oluşan bir delik aynı zamanda. Öğretmenini koruyamayan bir toplum, geleceğini de koruyamaz. Çünkü o gün tahtaya sıçrayan kan aslında milletin hafızasıydı.
-Rengin Tok

