Tiyatro
Aziz ve Büyük Türk Milletim,
Bugün dünya siyasetinde ve devletlerin içindeki siyasi oyunlara dikkatle baktıkça görünen tek bir şey var: TİYATRO.
Evet, doğru anladınız, TİYATRO.
Hepimiz, çocuklukta veya hayatımızın farklı dönemlerinde bir tiyatro oyununa gitmişizdir. İzlediğimiz tiyatrolarda her tür kahramanı, kötüyü, dalkavuğu, namussuzu, yiğidi, akıllıyı, aptalı, tebessümlü ve acılı rolleri oynayan oyuncuları görmüşüzdür. Seyircilerin sessizce izlediği tiyatro oyunlarının sonunda perde kapanırken, sahnedeki tüm oyuncular – iyisiyle kötüsüyle – el ele tutuşarak sahneye çıkar ve seyircilerin alkışlarını toplarlar.
Bu size bir şey anlatıyor mu?
Kötü karakterlerin ve iyi karakterlerin nasıl ustalıkla rol yaptığını izliyoruz. Bazı siyasetçiler de aynı şekilde; kimi kötü, kimi iyi rolleri üstlenerek bizim alkışlarımızı izliyorlar. Ne kadar çok alkış alırlarsa, sahneye o kadar çok yeni oyun sürüyorlar. Çünkü işleri bu.
Hayatımız bir tiyatro oyunu gibi değil mi?
Bazı insanlar, bazı liderler, bazı yönetimler rollerini o kadar iyi oynuyor ki, en kötü karakterlerle en iyi karakterlerin el ele verip size selam verdiğini görüyorsunuz. Hatta öyle güzel rol yapıyorlar ki, savaşlar çıkarıp barış anlaşmaları imzalıyorlar. Onların sergilediği tiyatro birkaç saat değil, yıllar, nesiller, hatta sülaleler boyunca sürüyor. Ve sonunda kaybeden halk oluyor. Yani biz, siz ve bu tiyatrolara inananlar.
Sonra yeni oyunlar sahneleniyor. Ne kadar çok alkış alırlarsa, o kadar fazla oyun oynuyorlar. İnsanlar, hayatta neyin gerçek, neyin yalan olduğunu anlamadıkça kaybeden hep onlar olacak, kazanan ise bu rolleri oynayanlar.
Büyük resmi gören insanlara Aydınlar, Seçilmişler, Araştırmacılar, Filozoflar denir. Ne yazık ki toplum genellikle onları sevmez ve bu insanlar her zaman sürüden ayrılarak yalnızlığı seçerler.
Halkı seven, halkın içinden çıkar ve halkın derdini bilir.
Saygılarımla,
Behruz Farukoğlu