Abdullah Ağar’ı Sessize Almak
Bazı meseleler kişi meselesi değildir ve bazı itirazlar da kişisel değildir. Bu sebeple Abdullah Ağar’ın sessize alınmak istenmesine itirazım var ve bu itirazım bir hayranlık değil, bir hafıza refleksidir çünkü bu ülke için kanını akıtmış, sahayı görmüş, terörle mücadele atmosferini teneffüs etmiş bir ismi görünmez kılmak; basit bir ekran tercihi değil, bir zihinsel tercihtir ve zihinsel tercihler, geleceği belirler.
Takdir Etmek Ayrıdır, Biat Etmek Ayrı
Kendisini takdir ediyorum ama takdir etmek; sorgulamamak değildir. Hiç kimse eleştiriden azade değildir ve hiç kimse dokunulmaz da değildir fakat eleştirmek başka, görünmezleştirmek başkadır.
Eleştiri aklı besler fakat sessize almak aklı zayıflatır ve güçlü toplumlar eleştirerek büyür; susturarak değil.
Kognitif Mimari Açısından Tehlike Nerede?
Kognitif mimari bize şunu öğretir: Bir toplumun gerçek gücü, hangi zihinleri merkezde tuttuğuyla ölçülür. Eğer sahayı görmüş zihinler “rahatsız edici” bulunduğu için geri plana itiliyorsa, orada tehlikeli bir konfor alanı oluşmuştur ve konfor alanı büyüdükçe, gerçeklik daralır. Gerçeklik daraldıkça, strateji sığlaşır. Sığ strateji ise en büyük güvenlik açığıdır.

Zeki Zihinleri Susturmanın Bedeli
Zeki zihinleri sistem dışına itmenin görünmeyen sonuçları vardır: Hafıza silinir. Tecrübe değersizleşir ve yerine daha uyumlu ama daha düşük analiz kapasitesine sahip sesler gelir. Bu süreç yavaş işler ama etkisi yıkıcıdır ve bir ülke kendi akıl kapasitesini törpülediğini çoğu zaman geç fark eder. Fark ettiğinde ise artık karar kalitesi düşmüştür.
Rahatsız Eden Analiz Neden Susturulur?
Çünkü görece dahi olsa gerçekler konfor bozucudur. Çünkü sert analizler, hizalanmış duyguları rahatsız eder ama devlet aklı, duygusal konforla yönetilemez. Devlet aklı; soğukkanlı gerçekçilikle ayakta kalır ve bir toplum, zor gerçekleri duyamıyorsa güçlü değildir, sadece kendini güçlü sanıyordur ve bir yerde susturulan her zihin, aslında birilerinin ve toplumun özgüven seviyesini gösterir.
Bu Bir Ekran Meselesi Değil
Bu bir televizyon meselesi değil, bu bir platform meselesi de değil. Bu, zihinsel dayanıklılık meselesidir oysa bir ülke; farklı güvenlik perspektiflerini tartışarak güçlenir, yok sayarak değil. Kendi sahasını görmüş insanlarını değersizleştiren bir toplum, bir süre sonra başkasının perspektifine mahkûm olur ve bu da kognitif egemenliğin zedelenmesidir.
Asıl Kırılma Noktası
Abdullah Ağar konuşmalı mı, konuşmamalı mı? Bu soru yüzeysel kalır. Mesele zaten bu da değildir, asıl soru şudur: Bu ülke, zor analizleri taşıyacak zihinsel olgunluğa ne zaman erişecek?
Eğer bir toplumsal iklim, sadece hoşuna giden analizleri dinliyorsa, orada yankı odası büyümüştür ve yankı odası büyüdüğünde, gerçekler küçülür.
Devlet Hafızası Oyuncak Değildir
Sahada bulunmuş insanların birikimi; sosyal medya tartışması değildir. Bu birikim, bir ülkenin stratejik hafızasının parçasıdır ve stratejik hafıza zayıflarsa, gelecek planlaması da zayıflar ve unutulmamalıdır:
Akıl israfı, en tehlikeli milli israftır.
İtirazım Net
Bu ülke için bedel ödemiş bir ismin, fikirleri tartışılmak yerine fikirlerinin görünmezleşirilmesi acıdır. Bu acı kişisel değildir. Bu acı, zihinsel gerileme ihtimalini doğurur ve büyük devletler, zor zihinleri tasfiye etmez. Onlarla tartışır. Onları eleştirir ama onları yok saymaz. Çünkü yok saymak kolaydır. Yüzleşmek zordur ve büyük olan, zor olanı yapar.
Son Söz
Bir toplum, zeki zihinlerini ya değerlendirir ya da kaybeder. Sessize almak da bir tercih olabilir ama bedelsiz değildir ve kendi zihinlerini görünmez kılan toplumlar, bir gün kendi risklerini de göremez hale gelir. Dahi en tehlikelisi şudur:
Görece de olsa farklı gerçekler sustuğunda, yanlışlar daha yüksek sesle konuşmaya başlar.
Gürkan KARAÇAM