Alışkanlık mı, Takıntı mı? Modern İnsanın Görünmeyen Bağımlılıkları
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, her tekrarın alışkanlık olduğunu sanmasıdır. Oysa psikoloji ve sosyoloji bize gösteriyor ki, tekrar eden her davranış alışkanlık değildir; bazıları takıntının, bazıları ise biyolojik programlanmanın sonucudur. Günümüzde bireyler çoğu davranışlarını “alıştım”, “böyleyim”, “benim karakterim” diyerek açıklarken, aslında çoğu zaman görünmeyen bir zorlanmanın içinde hareket ederler.
Bu noktada alışkanlık ile takıntı arasındaki farkı anlamak, yalnızca bireysel ruh sağlığı açısından değil, modern toplumun yapısını çözümlemek açısından da son derece önemlidir.
Alışkanlık: Toplumsal düzenin sessiz taşıyıcısımı ?
Fransız sosyolog Gabriel Tarde, toplumun temelinin yasalar değil, tekrar eden davranışlar olduğunu söyler. Ona göre insanlar birbirlerini taklit eder ve bu taklitler zamanla alışkanlıklara dönüşerek toplumsal düzeni oluşturur.
Tarde’ın yaklaşımına göre alışkanlık, bireyin değil toplumun ürünüdür. Sabah aynı saatte kalkmak, aynı kahveyi içmek, aynı yolları kullanmak… Bunların çoğu bilinçli seçimler değil, sosyal öğrenmenin sonucudur.
Benzer şekilde Norveçli sosyolog Johan Galtung, modern insanın davranışlarının büyük bölümünün görünmez yapılar tarafından belirlendiğini vurgular. Galtung’a göre birey özgür olduğunu zanneder, fakat günlük rutinleri aslında sosyal sistemin devamını sağlar.
Bu açıdan bakıldığında alışkanlık, insanı rahatlatan bir mekanizma olduğu kadar, onu sınırlayan bir çerçevedir.
Peki Takıntının Biyolojinin zihne müdahalesi nasıl ?
Alışkanlık sosyal kökenliyken, takıntı çoğu zaman biyolojik kökenlidir.
Amerikalı genetikçi Dean Hamer, davranışların önemli bir kısmının genetik eğilimlerle ilişkili olduğunu ve bazı tekrar eden davranışların öğrenilmiş değil, nörobiyolojik yatkınlıkların sonucu olabileceğini ileri sürer.
Hamer’e göre insan beyni, belirsizliği sevmez. Belirsizlik arttıkça kontrol ihtiyacı artar, kontrol ihtiyacı arttıkça tekrar eden davranışlar ortaya çıkar. Bu tekrarlar bir süre sonra alışkanlık gibi görünür, fakat aslında zihnin kaygıyı azaltma girişimidir.
Benzer şekilde nörobilim ve genetik alanında önemli çalışmaları bulunan David Eagleman, insanın çoğu davranışının bilinçli kararlarla değil, beynin otomatik süreçleriyle oluştuğunu belirtir.
Eagleman’a göre kişi çoğu zaman bir davranışı neden yaptığını bilmez; sadece yapmaya devam eder.
Bu noktada alışkanlık ile takıntı arasındaki sınır silikleşir.
Modern toplum: alışkanlık üretir, takıntı büyütür..
Bugünün dünyasında insanlar hiç olmadığı kadar tekrar eden davranışların içindedir.
Aynı uygulamaları kontrol etmek, sürekli telefonu kontrol etmek, aynı düşünceleri tekrar etmek, aynı korkularla yaşamak…
İngiliz sosyolog Anthony Giddens, modern çağın insanı sürekli seçim yapmak zorunda bıraktığını ve bu durumun bireyde kaygıyı artırdığını söyler. Kaygı arttıkça insan, kendini güvende hissetmek için rutinlere sarılır.
Fakat burada kritik bir eşik vardır.
Rutin rahatlatıyorsa alışkanlıktır.
Rutin yapılmadığında huzursuzluk yaratıyorsa takıntıdır.
Modern insanın sorunu, alışkanlık ile takıntı arasındaki bu çizgiyi fark edememesidir.
Takıntı çağında yaşayan insan
Kanadalı genetikçi Svante Pääbo, insan beyninin evrimsel olarak tehdit algısına duyarlı olduğunu ve modern dünyanın bu sistemi sürekli tetiklediğini ifade eder.
Sürekli uyarana maruz kalan beyin, kontrol ihtiyacını artırır. Kontrol ihtiyacı arttıkça tekrar davranışları çoğalır.
Bu yüzden modern insan daha düzenli değil, daha takıntılıdır.
Daha kontrollü değil, daha kaygılıdır.
Daha bilinçli değil, daha otomatik davranır.
Bugün birçok insanın “ben böyleyim” dediği şey, çoğu zaman kişilik değil, alışkanlık kılığına girmiş takıntıdır.
Sonuç: özgürlük, farkındalıkla başlar
Alışkanlık insanı korur.
Takıntı insanı yönetir.
Alışkanlık hayatı kolaylaştırır.
Takıntı hayatı daraltır.
Gerçek özgürlük, davranışlarımızın ne kadarının seçim, ne kadarının zorlanma olduğunu fark ettiğimiz anda başlar.
Modern insanın en büyük ihtiyacı yeni alışkanlıklar değil,
kendi takıntılarını tanıyacak kadar dürüst bir bilinçtir.
Çünkü insan, ancak neden yaptığını anladığı davranışların sahibidir.
Aksi halde sadece tekrar eden bir varlığa dönüşür.
Dr. Gülçin Itırlı Aslan
Ege Universitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi