BU BAYRAKTA TÜRK, KÜRT DEMEDEN BÜYÜK TÜRK MİLLETİ’NİN KANI VAR…
Türkiye’de zaman zaman “bayrak krizi” diye adlandırılan tartışmalar yaşanıyor. Oysa mesele bir kriz değil; millet olma şuurunun imtihanıdır. Bayrak; şanlı devletimizin varlık yemini, Türk, Kürt, Arap, Acem, Boşnak, Arnavut, Çerkez, Laz, Gürcü, Abaza; Sünnî, Alevî, Şiî demeden Büyük Türk Milleti’nin hafızası, kahraman ecdadımızın kutlu tarih yürüyüşünün şahididir.
Bugün elimizde yükselen al bayrak, bu coğrafyada 5 bin yıldır süren büyük mücadelemizin son 600 yıldır önünde dimdik tutulan yol göstericisidir. Hilâli Allah CC.’yi, yıldızı Peygamberimiz SAV’i; al rengi ecdat ve şehit kanını, beyazı özgürlük ve istiklâli temsil eder.
Bayrağımız; yalnızca “bir etnik grubun bayrağı” değil, Osmanlı medeniyet topraklarında asırlarca birlikte yaşamış herkesin ortak bayrağıdır.
Türklerin, Kürtlerin, Arapların başta olmak üzere tüm Osmanlı evlatlarının; bu toprağın suyunu içmiş, ekmeğini bölmüş, acısını ve sevincini paylaşmış insanların ortak çatısıdır.

Unutmayalım ki: Bayrak mukaddestir.
Mukaddestir; çünkü altında dualar vardır.
Mukaddestir; çünkü üstünde şehadet vardır.
Mukaddestir; çünkü onu yere düşürmek, bir bez parçasını değil, milletin izzetini yere düşürmektir.
Bu yüzden bayrağa yapılan her saygısızlık, yalnız devlete değil; birlikte yaşama iradesine yönelmiş bir darbedir. Çünkü bu topraklarda kardeşlik, yalnız sözle değil; bayrak altında aynı haysiyete sahip olmakla ayakta durur.
Kürt kardeşlerimiz, Büyük Türk Milleti’nin ayrılmaz bir parçası; dindaşı, soydaşı ve gardaşıdır.
Bu tartışmalarda en tehlikeli nokta şudur: Fitne diliyle, ayrıştırma diliyle Türkiye’nin iç bağları koparılmak isteniyor. Özellikle Kürt kardeşlerimiz üzerinden yürütülen söylemler, bir “hak arayışı” kılıfıyla sunulsa da çoğu zaman emperyal projenin ham maddesi yapılmak isteniyor.
Oysa gerçek apaçıktır: Kürtler bu milletin canındandır.
Bu coğrafyanın kaderi ortaktır; tarihi ortaktır, inancı ortaktır, şehidi ortaktır. Bugün “ayrı” denilerek çizilmeye çalışılan hatların büyük kısmı, aslında dışarıdan çizdirilmek istenen düşmanlık hatlarıdır.
Bu kardeşliğin en berrak delillerinden biri, bu milletin fikir öncüleridir.
Türk-İslam ülküsünün büyük mütefekkiri Seyit Ahmet Arvasi, Doğubayazıt doğumludur; sülalesi Vanlıdır. Zaman zaman sosyolojik olarak “Kürt” kimliğiyle anılsa da onun fikrî duruşu nettir: Türk milletinin birliğini ve İslam’ın mayaladığı kardeşliği savunmuştur. Arvasi’nin hayatı ve mücadelesi bize şunu öğretir: Bu topraklarda kimlikler çatışma sebebi değil; doğru ellerde kardeşliğin zenginliği olabilir.
Yine Ziya Gökalp, Diyarbakırlıdır. “Türkçülüğün Esasları” ve “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” çizgisiyle bu milletin kimlik ve istikamet haritasını kuran büyük bir sosyologdur. Gökalp’in Diyarbakır’dan yükselen sesi aslında şunu söyler: Bu memleketin mayası, merkezle çevreyi ayıran bir duvar değil; aynı bayrak altında birleşen bir ülküdür.
Şimdi Türk milliyetçilerine özellikle soruyorum: Merhum S. Ahmet Arvasi’nin, merhum Ziya Gökalp’in hemşehrilerini ve akrabalarını kime terk ediyoruz?

Suriye’de, Irak’ta, İran’dakiler de bizim kardeşimizdir.
Türkiye’nin sınırlarının ötesinde yaşayan Kürtler de bu coğrafyanın insanıdır. Suriye’deki, Irak’taki, İran’daki Kürtler Türklerin kardeşidir. Kimse bu kardeşliği, hesap masalarında parçalanacak bir malzeme sanmasın. Çünkü emperyalizm hiçbir milleti yükseltmez; sadece kullanır, çatıştırır ve geride enkaz bırakır.
Bu yüzden bayrak tartışmaları, sadece iç siyaset başlığı değildir. Bayrak, aynı zamanda bölgesel kaderin kırmızı çizgisidir. Bugün bayrağı tartışmaya açanlar, yarın bu ülkenin birliğini tartışmaya açmak isteyenlere kapı aralar.
Amerika’ya Gözyaşıyla Köpekleşme ve Kardeşe Dönük Öfke
Bazı rezil görüntüler hafızalara kazındı. Şivan Perver’in Amerika’ya ağlaması, aslında bir hakikatin fotoğrafıdır. Dış güçlerin önünde dökülen gözyaşı, çoğu zaman kendisinin ve kardeşinin evini yakan benzindir. Alçaklıktır. İhanetin tarihe yazılmış delili ve mürekkebidir.
İnsanın sorması gerekiyor:
Kime karşı birlik oldun?
Kiminle yan yana geldin?
Eğer hesap, Müslüman Türk Milleti’ne ve bu coğrafyanın kardeşliğine karşı yapıldıysa; bunun adı “özgürlük” değil, başkasının planına taşeronluk olur. Köpeklik olur. Geçmişini reddediş olur. İşin ilginç yanı, bu Şivan Perver adlı kişinin Karakeçili Aşireti’nden, Türk kökenli olduğunun ifade edilmesidir.
Son Söz: Bayrak Düşerse Şeref Düşer, Millî Kimlik Düşer…
Bizim davamız; kimseyi dışlamak değil, herkesi bayrak altında birleştirmek davasıdır. Çünkü bu bayrak; yalnız bir devlet alameti değil, ortak hayatın, ortak kaderin ve ortak haysiyetin adıdır. Bayrağın yıpratıldığı her yerde yalnız sembol değil; güven yıkılır, birlik çözülür, gelecek söner.
Ve o mısra bir tokat gibi çarpar insanın yüzüne:
“Bayraksızlar… bayraksızlar… yere düşse bayraksızlar…”
İşte bu yüzden sözümüz nettir: Bayrağa uzanan el, aslında kardeşliğin boğazına uzanmıştır; bayrak yere düşerse, düşüren kimse ayakta kalmaz.
Türk Milleti bayraktır, ezandır…
Ne diyor sokakta bu milletin evladı?
“Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim.
Adım Mehmetçik, soyadım Türk benim.
Rabb’im yâr ve yardımcımız olsun inşallah.
E. Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı
Elektrik-Elektronik Mühendisi