Bülent ERTEKİN

Tarih: 05.03.2026 17:45

Burnundan Kıl Aldırmayan Delikanlılara (!) ve Duanın Hikmeti

Facebook Twitter Linked-in

Burnundan Kıl Aldırmayan Delikanlılara (!) ve Duanın Hikmeti
Gurur, Kibir ve Enaniyet Üzerine
Gurur…
Kibir…
Enaniyet…
Enaniyet (enâniyyet): Benlik; kendine güvenmek, gurur, hodbinlik. Sadece kendine taraftarlık etmek, yaptığı her işi kendinden bilmek.
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler adlı eserinde şöyle der:
“Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle insana ‘ene’ namında öyle bir miftah vermiştir ki, âlemin bütün kapılarını açar.”
Gerçekten de benlik, büyük bir nimet ve kıymetli bir sermayedir. Ancak onu yerinde ve doğru kullanmak şartıyla…
İnsan, arzın halifesi olduğunu unutmadan, Kâinat Sultanı’nın namına hareket ederse; kendisine emanet edilen kabiliyetleri yine O’nun rızası yolunda kullanırsa benlik bir felaket değil, bir anahtar olur. Fakat her icraatına şahsî reyini, hevesini ve nefsini karıştırırsa işte o zaman nimet külfete dönüşür.
“Nefsini bilen Rabbini bilir.” sırrına ermek; “ben” diyebilmeyi bir anahtar yapıp “O” diyebilmeyi başarmaktır.
Bu hakikati zihinlere daha berrak bir şekilde nakşetmek için ibretli bir kıssayı birlikte hatırlayalım.


İbrahim Ethem Hazretleri ve Fırıncı
İbrahim Ethem, tacını ve tahtını terk etmiş bir sultandır. Rivayete göre yıllar sonra, kendi yaptırdığı camide yatsı namazını kılar. Dışarıda kar vardır; hava oldukça soğuktur. “Şurada biraz kıvrılayım, sabah olunca giderim.” diye düşünür.
Tam o sırada caminin bekçisi gelir:
— “Ne yapıyorsun burada?” der.
İbrahim Ethem:
— “Müsaade et, burada yatayım. Sabah namazından sonra giderim.” diye cevap verir.
Bekçi hiddetlenir:
— “İbrahim Ethem bu camiyi senin gibi çulsuzlar için yaptırmadı!” der ve onu bacağından tutup sürükleyerek dışarı atar.
İbrahim Ethem, “Ben o camiyi yaptırdım.” demez. Zira bunu söylemekte kibir kokusu sezmekten çekinir.
Çaresizce şehre doğru yürür. Her yer kapalıdır. Sadece bir ekmek fırınının ışığı yanmaktadır. Kapıyı çalar ve sabaha kadar oturmak için izin ister. Fırında çalışan işçi:
— “Geç, otur.” der.
Bir süre sonra sabah ezanı okunur. Ezanın ardından işçi dönüp sorar:
— “Hoş geldiniz. Nereden gelip nereye gidiyorsunuz? İsminiz nedir?”
İbrahim Ethem tebessümle:
— “İki saattir buradayım; şimdi mi geldi aklına sormak?” der.
Fırıncı şu ibretlik cevabı verir:
— “Ben burada işçiyim. İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum. Onlara bugüne kadar haram lokma yedirmedim. Sen geldiğinde mesai saatim içindeydim. Ezanla birlikte mesaim bitti. Artık seninle istediğin kadar konuşabilirim; kazancıma haram karışmaz.”
İbrahim Ethem hayranlıkla sorar:
— “Allah’tan bir şey isteyip de olmadığı oldu mu?”
Fırıncı cevap verir:
— “Allah’tan ne istediysem verdi. Fakat bir şey istedim, onu vermedi. Allah’tan bana İbrahim Ethem Hazretleri’ni göstermesini diledim; onu göstermedi.”
Bunun üzerine İbrahim Ethem şöyle der:
— “O Allah öyle bir Allah’tır ki; İbrahim Ethem’i bacağından sürükleye sürükleye, başını vura vura getirir ve sana gösterir. Yeter ki yürekten iste!”
Duanın Hakikati


Sevenin, sevdiğinden istediği en kıymetli şeydir dua.
Ayrı bedenleri aynı muhabbetle birleştirendir dua.
Çaresizken sığındığımız en güvenli limandır dua.
Kulun Rabbiyle baş başa kaldığı andır dua.
Dua; yoksulun ekmek kapısı, dertlinin derman kapısıdır.
Rabbim bizlere, o fırıncının duasındaki ihlası nasip etsin. Dualarda buluşmayı, her şerri hayra çevirebilmeyi lütfetsin.
Kötü duygular ömrü yıpratır; güzel duygular sevgi üretir.
Kötü insanlar kapıları kapatır; iyi insanlar yokluğunda aratır.
Rabbim, şu kısa dünya hayatında iyi insanlarla yürümeyi nasip etsin. Âmin.
Selâm ve dua ile.
Bülent Ertekin


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —