DOSTANE GÜNLER
Bismillahirrahmanirrahîm.
Dostluklar ve o güzel günler nerede kaldı?
Dışı pis, içi temiz insanlardık; makama, mevkiye göre insan ayrımı yapmazdık.
İnsanları karşılıksız severdik.
Yırtık ayakkabılı, üstü yamalı insanlardık.
Düşman olmazdı; dost kaybetme korkusu yaşardık.
Salça ekmek yer, bulguru en lüks yemek sayardık.
Dışarıda kalana üzülür, yardım etmeye çalışırdık.
Her zaman daha zor durumda olana bakılır, hâline şükredilirdi.
Herkes birbirine yardım ederdi; kesinlikle karşılık beklemez, hatta dostuna, komşusuna yardım ettiği için huzur ve mutluluk bulurdu.
Sevgiler şeffaf, dostluklar samimiydi.

Ramazan ve bayramların mutluluğu anlatılmazdı.
Toplu hâlde iftarlar yapılır, camilere toplanılırdı.
Bayramlar, küçüklerin ve büyüklerin neşesiyle geçerdi; kim çocuk, kim büyük anlaşılmazdı.
Evlere gönül ferahlığıyla girilip çıkılırdı.
Mahallede cenaze olduğunda kesinlikle televizyon açılmaz, sanki aileden birini kaybetmiş gibi olurduk.
Doğumlarda ise sanki kardeşimiz olmuş ya da bizden biri doğmuş gibi sevinirdik.
Hatta mahallenin nüfusu arttı diye mutlu olurduk.
Arkadaş saatlerce beklenir, küsüp gidilmezdi.
Biraz kızılır, sonra unutulurdu; çünkü arkadaşlık ve dostluk bulunmaz bir hazineydi.
Dostlar ve arkadaşlar her zaman savunulur, asla yalan üzerine dostluk kurulmazdı.
Dostlara yalan söylenemezdi.
Kafalar kırılırdı ama kalpler kırılmazdı.
Daha nice güzel günler…
Değişen zaman mı, günler mi, yoksa biz insanlar mı?
Gelelim günümüze:
Dostluklar sahte, arkadaşlıklar yok.
Makama ve mevkiye meyil çok.

Bizler temiz ve saf düşünceler besleyerek insanları hep aynı sanıyorduk; maalesef durum öyle değilmiş. İnsanlar çok değişmiş.
Çıkarları için sevdiklerini, dostlarını değiştirebiliyorlar.
Paraya, maddeye ve makama bağlanmışlar.
Cenazelerde ne komşuların ne de dostların acısı hatırlanır olmuş.
Zenginlerin ve makam sahiplerinin cenazeleri ise dolup taşıyor.
Bir gün sonra unutulan dostluklar ve arkadaşlıklar kurulmuş.
Sevgiler yapmacık, görüntüler bulanık.
Dostluklar, arkadaşlıklar, komşuluklar karanlığa bürünmüş.
Değer miydi böyle bir değişime, değer miydi para ve pula?
Her şeyin biteceğini unuttuk.
Dostluğun ve arkadaşlığın bâkî olduğunu unuttuk.
İnsanlığımızı, komşuluğumuzu unuttuk.
Her şeyden önemlisi, aslîmizi ve neslimizi unuttuk.
Birkaç Hadis-i Şerif ile tamamlamak istiyorum:
“Cebrâil bana komşu hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki, onu mirasçı kılacak sandım.”
(Müslim, Birr ve Sıla, 42)
“Mümin cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”
(İbn Hanbel, II, 400)
“Kişi dostunun dini üzeredir. Bu yüzden her biriniz, kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.”
(Tirmizî, Zühd, 45; Ebû Dâvûd, Edeb, 16)
“Sizden biri, kendisi için istediğini din kardeşi için —yahut komşusu için— de istemedikçe (tam) iman etmiş olamaz.”
(Müslim, İman, 71)
Ahmet Sağlam