Aydın BABACAN

Tarih: 10.02.2026 20:49

​EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ

Facebook Twitter Linked-in

EKMEK VE İNSANIN HİKAYESİ

​Dünyanın en kadim kokusu nedir diye sorsalar, sanırım çoğumuz "fırından yeni çıkmış ekmek kokusu" deriz. O koku sadece açlığımızı değil, ruhumuzdaki bir aidiyet hissini de besler. Ancak ekmeğin hikâyesi sadece bir doyum meselesi değil; su, un ve ateşin iç içe geçtiği muazzam bir tekâmül yolculuğudur. Tıpkı insan gibi…

​Bir Başakta Bin Bereket
​İnsan da ekmek de aslında tek bir "tohum" ile başlar. Kur’an-ı Kerim, yapılan bir iyiliğin ve verilen bir sadakanın karşılığını anlatırken bizi o muazzam buğday başağına götürür:
​"Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren, her başakta da yüz tane bulunan bir tek taneye benzer..." (Bakara, 261)
​Bir tane toprağa düşer, ölür ve sonra yüzlerce tane olarak dirilir. Ekmek de öyledir; binlerce buğday tanesi un olup kimliğini kaybeder ki sofrada bir berekete dönüşsün. İnsanın iyiliği de böyledir; verdikçe eksilmez, bir başak gibi çoğalır.

​Tek Çizgi: Tevhidin Mührü
​Ekmeğin fırına verilmeden önceki o son dokunuşu, aslında bir inancın sessiz beyanıdır. Dikkat ettiniz mi? Bizim fırınlarımızdan çıkan ekmeklerin üzerinde genellikle tek bir çizgi vardır. Bu, "Elif" gibi dimdik duran tek çizgi; Tevhid inancının, yani Allah’ın birliğinin ekmekteki mührüdür. "Lâ ilâhe illallah" demenin fırıncı küreğindeki son hâlidir.
​Batı kültüründe, özellikle eski Fransız geleneğinde (francala) ekmeklerin üzerine atılan üç çizgi ise Teslis inancını (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) simgeler. Bizim ekmeğimizdeki o tek yarık; sadeliğin, birliğin ve sadece "O"na olan yönelişin nişanesidir.

​Ateşle Gelen Kimlik
​İnsan da dünyaya bir "hamur" olarak gelir. Özü topraktır, hamurunun suyu ise imtihandır. Başlangıçta sadece bir potansiyeldir; dağınıktır, hamdır. Tıpkı unun toz hâli gibi... Bir araya gelmesi, yoğrulması ve o "bekleme" sürecinden geçmesi gerekir. Biz bu sürece sabır diyoruz.
​Ardından işin esas kısmı başlar: Ateş. Belki de Yunus Emre bu pişme hâlinden çok etkilenmişti; çünkü o da hamdı. Un ve suyun karışımı gibi, insan da hamdır. Zamanla olgunlaşır, pişer ve ekmek gibi bir kıvam alır. Yunus’un deyimiyle: "Hamdım, piştim, yandım."

​Sofranıza gelen o sıcak ekmeğe bir de bu gözle bakın. Üzerindeki o tek çizgide Tevhidin mührünü, kokusunda toprağın bereketini, dokusunda ise ateşin sabrını göreceksiniz. Bizler de hayatın fırınında her gün biraz daha yoğruluyor, biraz daha pişiyoruz.
​Mesele, ateş karşısında kül olmak değil; o tek çizgiyi bozmadan, başkalarının gönüllerinde merhem olacak bir kıvam alarak fırından çıkabilmekte.

​Sevgiyle, muhabbetle.
Aydın Babacan


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —