Maarifin Kalbinde Ramazan: Değerlerimize Dönüş mü, Yoksa Çifte Standart mı?
Songünlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 81 ilde hayata geçirdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinlikleri üzerinden koparılan fırtınaları hayretle izliyoruz. Yusuf Tekin imzasıyla yayımlanan ve Osmanlı’nın zarif “Tembihname” geleneğini sınıflara taşıyarak kültürel bir köprü kurmayı hedefleyen bu adım, malum çevreler tarafından hemen “laiklik” siperine yatılarak yaylım ateşine tutuldu.
Peki, sormak gerek: Bu gürültü neden?
Batı’ya Alkış, Kendi Değerine “Kış Kış!”
İşin en trajikomik tarafı şudur: Müslüman bir ülkede yılbaşı süslemeleri yapılırken, Noel babalar havada uçuşurken, hatta son yıllarda çocuklarımıza hiçbir kültürel bağı olmayan “Cadılar Bayramı” gibi ne idüğü belirsiz kostümlü kutlamalar dayatılırken sesi çıkmayanlar; mesele İslam’ın paylaşma, yardımlaşma ve edep ayı olan Ramazan olunca bir anda “pedagoji uzmanı” kesiliyorlar.
Batı’nın popüler kültür ögeleri okullara girdiğinde “modernlik” ve “dünya vatandaşlığı” diyerek alkış tutan zihniyet, söz konusu bu toprakların ruhu, İslam’ın emri ve ahlâkı olduğunda neden “laiklik elden gidiyor” çığırtkanlığına başlıyor? Kendi kimliğinde “Müslüman” yazan bir toplumun çocuklarının, kendi inanç değerlerini öğrenmesinden ve bunu bir şenlik havasında kutlamasından daha doğal ne olabilir?
Tembihnamelerden Geleceğin Şuuruna

MEB’in projesindeki Tembihname detayı aslında çok kıymetli. Öğrencilerin nezaketi, toplumsal huzuru ve yardımlaşmayı merkeze alan bu metinleri günümüze uyarlaması, sadece dinî bir pratik değil, aynı zamanda bir karakter inşasıdır.
“Müslümanlar olarak İslam’ın getirdiği edebi, hayayı, paylaşmanın önemini, ahlâkı ve şuuru çocuklarımıza kendi ülkemizde, kendi okulumuzda anlatamayacaksak; bu ülkenin İslâm şuuru nerede?” diye sormazlar mı?
Modernizm adı altında çocuklarımızın zihinlerine ahlâkî değerlerden yoksun, köksüz bir anlayış yerleştirilmeye çalışılırken; Ramazan etkinlikleri bu kültürel erozyona karşı duran bir kalkandır. Çocuklarımızın oruç tutan arkadaşına saygı duymayı, iftar sofrasında ekmeğini bölüşmeyi öğrenmesi “akran baskısı” değil, olsa olsa “akran erdemi”dir.
Sonuç Olarak: Özgürlük Sadece Batı İçin mi?
Eğitimi, bilimsel kılıfı altında kendi inancından, tarihinden ve maneviyatından koparma çabası, bu millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Müslüman bir toplumda çocukların kendi dinî değerlerini öğrenmesi; süslemelerle ve etkinliklerle bu ruhu yaşaması bir hak ihlali değil, aksine gecikmiş bir iradedir.
Laikliği, toplumun çoğunluğunun inancına karşı bir sopa gibi kullananlara hatırlatmak gerekir: Gerçek özgürlük, bir çocuğun kendi topraklarının mayasıyla, ezan sesiyle ve Ramazan bereketiyle büyümesidir. Modernizm kılıfıyla pazarlanan ahlâkî yozlaşmaya “evet” deyip, bin yıllık İslam şuuruna “hayır” diyenlerin bu tezatlığı, milletimizin ferasetinde elbette ki yerini bulacaktır.
Deniz Karabağ