Dr.Dilek BARAN

Tarih: 06.02.2026 20:26

Puan Üretiyoruz, İnsan Kaybediyoruz

Facebook Twitter Linked-in

Puan Üretiyoruz, İnsan Kaybediyoruz
Türkiye’de köy okullarının kapatılması ve taşımalı eğitim sistemine geçilmesi, çoğu zaman teknik bir verimlilik meselesi olarak sunuldu. Oysa bu dönüşüm, eğitimin insanı özgürleştiren bir pratik olmaktan çıkıp, sistemi yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşmesinin en somut örneklerinden biridir.
Paulo Freire, eğitimin bu hâlini yıllar önce teşhis etmişti:
“Ezilenlerin pedagojisi, insanları uyum sağlamaya değil, dünyayı dönüştürmeye çağırır.”
Bugün uygulanan eğitim modeli ise çocuğu dünyayı dönüştüren bir özne değil, dünyaya uyum sağlayan bir performans birimi olarak konumlandırıyor.

Kapitalist Eğitim: Ölçülen, Sıralanan, Ehlileştirilen Çocuk
Kapitalist sistemde eğitim; merakın değil, ölçümün; dayanışmanın değil, rekabetin merkezine yerleştirilir. Öğrenci, sınav grafikleriyle tanımlanır. Okul, bir üretim bandına; öğretmen, hedef tutturmakla yükümlü bir teknisyene dönüşür.
Ivan Illich’in uyarısı burada hâlâ yankılanır:
“Okullar, öğrenmeyi tekel altına aldıkları ölçüde onu yoksullaştırırlar.”
Köy okulları, tam da bu yüzden tehlikeliydi. Çünkü öğrenme; müfredattan değil, yaşamdan akıyordu. Topraktan, üretimden, sorumluluktan… Taşımalı sistemle birlikte çocuk; kendi mekânından, ritminden ve güvenli bağlamından koparıldı.

Psikolojik Bedel: Kaygılı, Yorgun ve Anlamsız Bir Çocukluk
Her sabah kilometrelerce yol giden çocuk, sadece fiziksel olarak taşınmıyor; duygusal olarak da yerinden ediliyor. Güven duygusu zedelenmiş bir çocuk için öğrenme, bir keşif değil; bir zorunluluk hâline geliyor. Kaygı, eğitim sisteminin görünmez müfredatı oluyor.
Bu noktada sorun başarısızlık değil; anlam yitimi. Çocuk neyi neden öğrendiğini bilmeden, sadece “geri kalmamak” için öğreniyor.

Siyasal Boyut: Uyumlu Yurttaş, Sorgulamayan Toplum
Eğitim, hiçbir zaman tarafsız değildir. Ya özgürleştirir ya da ehlileştirir. Kapitalist eğitim modeli; eleştiren değil, uyum sağlayan birey üretir. Bu da siyasal alanda sessiz, kaderci ve yönlendirilebilir bir toplum yaratır.
Bakunin’in şu cümlesi tam burada anlam kazanır:
“Devletin eğitimi, özgür bireyler değil, sadık tebaalar yetiştirir.”
Merkeziyetçi ve standartlaştırılmış eğitim; farklılıkları törpüler, itirazı patoloji olarak görür.

Anarşist Eğitim Anlayışı: Hayatla Öğrenmek
Anarşist düşüncede eğitim, yukarıdan aşağıya akan bir bilgi aktarımı değil; yatay bir öğrenme ilişkisidir. Öğretmen, otorite değil; eşlikçidir. Okul, fabrikaya değil; topluluğa benzer.
Illich’in “okulsuz toplum” çağrısı, eğitimi kurumlardan kurtarıp hayata geri verme çabasıdır. Köy okulları bu anlamda modern sistemden çok daha “ilerici”ydi. Çünkü çocuk orada yalnızca okuma yazma değil, birlikte yaşama etiğini öğreniyordu.

Bugün Ne Yapmalı?
Eğitimin kurtuluşu tek bir reformda değil. Büyük teoriler kadar, küçük direniş alanlarına ihtiyaç var. Ailelerin, öğretmenlerin ve mahallelerin yaratacağı mikro öğrenme alanları…
Freire’nin dediği gibi:
“İnsanlar eğitilmez, insanlar birlikte öğrenir.”
Belki de soruyu tersinden sormalıyız:
Bu sistemde başarılı olan çocuklar mı istiyoruz, yoksa bu sisteme rağmen insan kalabilen bireyler mi?
Dr. Dilek BARAN


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —