SİYASET KURUMUNA SİTEMİM VAR!
Bu yazı bir öfke yazısı değildir.
Bir imanın ve vicdanın haykırışıdır.
Bu yazı bir partiyi hedef alan metin de değildir.
Bu yazı; millet adına, vicdan adına, adalet adına bir sitemdir.
Çünkü bu ülkede en çok konuşulan ama en az çözülen meselelerden biri de torpil meselesidir.
Torpil, sadece bir kayırma değildir.
Torpil; hak edenin hakkını gasp etmektir.
Torpil; liyakati kenara itip sadakati öne almaktır.
Torpil; adalet terazisini bilinçli olarak bozmak demektir.
Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v)'in önemli bir uyarısı var ve diyor ki:
"Bir işi ehil olmayana verdiğiniz zaman kıyameti bekleyin."
Bugün hangi kapıyı çalsanız aynı cümleyi duyarsınız:
"Adamın varsa işin var."
"Referansın yoksa bekle."
"Liyakat değil, yakınlık önemli."
İşte tam burada sitemim başlıyor.
Devlet kapısı kul kapısı değildir.
Devlet imkanı şahsi mülk değildir.
Milletin vergisiyle dönen sistem, birilerinin akraba istihdam bürosu olamaz.
Bir insanın emeği, bir annenin duası, bir babanın alın teri; bir telefon kadar değersiz hale gelmemelidir.
Torpil sadece bir haksızlık değildir.
Torpil, bir hak gaspıdır.
Torpil, bir kul hakkıdır.
Torpil, geleceğin umudunu çalmaktır.
▪︎ Siyaset kurumu şunu unutmamalıdır:
Hz. Ömer’in adalet anlayışı bize hep örnek gösterilir.
Peki bugün biz, bir insanın hakkını koruma hassasiyetini gösterebiliyor muyuz?
Bir insanın hakkı çiğnendiğinde görmezden mi geliyoruz, yoksa hakkın yanında cesaretle durabiliyor muyuz? Haksızlık karşısında susmak da bir tercihtir. Asıl soru şu: Biz adaletin yükünü omuzlayanlardan mıyız, yoksa sessizliği seçenlerden mi?”
... Ve
Toplumumuzda ozanların, aşıkların, şairlerin ve yazarların yaptığı iş, sadece türkü söylemekten ve yazmaktan ibaret değildir. Onlar; halkın duygularını, sevinçlerini, acılarını, özlemlerini ve inancını sazıyla sözüyle dile getiren gönül insanlarıdır. Diyar diyar dolaşarak hem kültürümüzü yaşatmış ve hem de sözlü edebiyat geleneğini nesilden nesile aktarmışlardır.
Aşıklar; doğaçlama şiir söyleme, atışma, destan yazma ve hikaye anlatma gibi sanatlarla topluma rehberlik etmişlerdir. Sevdayı, kahramanlığı, gurbeti, adaleti ve toplumsal meseleleri sade bir dille anlatarak halkın sesi olmuşlardır. Saz, onların hem dili ve hem de yoldaşıdır.
Bu yönüyle ozanlık geleneği, milletimizin kültürel hafızasını canlı tutan, birleştirici ve öğretici bir sanat mirasıdır.
Kanaatim odur ki, bu kültür dünyamızın temsilcilerini çok ihmal ediyoruz. Onları değerlendirirken bile torpil illetini devreye koyuyoruz...
Bu vesileyle de; öğretmenim olmakla gurur duyduğum önder, şair, yazar, aşık, ozan ve öğretmen olan, Ozanlar diyarı Kars'ın medarı iftiharı Selahattin Dündar'ı saygı ile hatırlamak/hatırlatmak isterim.
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy'dan rica ediyorum ve diyorum ki, sanat ehlini değerlendirirken torpili devre dışı bırakın ki, hak ve adalet onların dilinde destan olsun!
Millet adına milletin aydınları sessiz mi sessiz!?
Haksızlık büyürken, söz söylemesi gerekenler sessizliğe sığınıyor. Bu suskunluk, en az haksızlık kadar ağırdır.
Suskun aydınlar milletin sırtında yükdür.
Bu yükü sırtınızdan atmanın zamanı geldi diyorum.
Tarih şahittir ki, bizler inancı olan bir milletiz. İnancımız, çok önemli bir gücümüzdür. Bu nedenle, "Adalet mülkün temelidir" sözünü sadece duvarlara asmak için değil, yaşamak için biliriz.
Konu ile ilgili olarak Allah diyor ki:
"Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir..."
Nisa, 4/58
Bu iki emir yani "emanetleri ehline vermek" ve "insanlar arasında adaletle hükmetmek" İslam’ın toplumsal hayattaki hassasiyetini ve evrensel bakışını ortaya koymaktadır. Ayette de yer aldığı üzere "emaneti ehline vermek" toplumsal ve ahlaki içerikli ilahi bir emirdir. "Adama iş" değil, "işe adam" prensibi gözetilerek, bir işi veya görevi kim daha iyi yapıyorsa o işi ve görevi ona vermek gerekmektedir. İnsan kayırmacılığı yapmak, “bizdendir” diyerek birilerini tercih edip diğerlerinin hakkına girmek Kur’an’ın emirlerine ters davranmaktır. Layık olmayan birisini bir göreve getirmek göreve de, o göreve getirilen ehliyetsiz kişiye de haklı olup hakkı verilmeyene de zulümdür. Ayrıca adalet de "devletin dini" olarak görülmelidir.
Adalet sadece mahkeme salonlarında dağıtılmaz.
Adalet, işe alımda başlar.
Adalet, ihalede başlar.
Adalet, atamada başlar.
Eğer bir ülkede liyakat geri plana düşerse,
o ülkede güven zedelenir.
Güven zedelenirse, umut azalır.
Umut azalırsa, beyin göçü artar.
Ve en acısı; insanlar bu topraklara aidiyet duygusunu kaybeder.
Hiç kimse “herkes yapıyor” diyerek bu vebalin altından kalkamaz.
Yanlış, yaygın olunca doğru olmaz.
Siyaset; akrabayı değil ehliyetliyi,
yakını değil liyakatliyi,
sadakati değil adaleti öncelemek zorundadır.
Çünkü bu milletin en hassas terazisi vicdandır.
Bugün belki torpil yapan kazanıyor gibi görünebilir.
Ama yarın adalet terazisi mutlaka kurulacaktır.
▪︎ Benim sitemim şudur:
İnsanların ve özellikle gençlerin umudunu kırmayın!
Emeği değersizleştirmeyin!
Kul hakkını hafife almayın!
Bu millet adalet ister.
Bu millet hakkaniyet ister.
Bu millet liyakat ister.
Ve siyaset kurumu bilmelidir ki;
en güçlü referans, temiz bir vicdandır.
Siyaset kurumuna sitemim var!
Çünkü bu millet adalet istiyor.
Saygılarımla...
Mehmet Bozkurt, Eğitimci İlahiyatçı Araştırmacı Yazar