TÜRK NEREDE?
Son dönemde toplumun canını yakan asayiş olayları ve cezasızlık algısı, “Türk nerede?” sorusunu bir güvenlik arayışına dönüştürdü. Türk, tarih boyunca “nizam-ı âlem” iddiasıyla adaletin ve düzenin sembolü olmuştur. Ancak bugün suçun sıradanlaştığı, mağdurun sesinin kısıldığı her an o kadim adalet duygusu yara alıyor. Türk; kâğıt üzerindeki maddelerde değil, sokağın güveninde ve mahkemenin vicdanında aranıyor.
Sosyal medyadaki yozlaşma, değerlerin metalaşması ve toplumsal bağların zayıflaması, Türk’ün karakterini temsil eden “edep” ve “dayanışma” kavramlarını tehdit ediyor. Türk; birbirine güvenen insanların samimiyetinde, komşuluk hukukunda ve toplumsal sağduyuda saklıdır. Bu bağlar koptuğunda, Türk’ü bulmak da zorlaşıyor.

Türk insanı için çalışmak ve helalinden kazanmak bir onur meselesidir. Ancak son ekonomik gelişmeler, orta sınıfın erimesi ve gençlerin “başka topraklarda gelecek arama” telaşı, Türk’ün üretimdeki ve refahtaki yerini sorgulatıyor. Türk nerede? Türk; alın terinin karşılığını alabildiği, gençlerinin hayal kurabildiği ve emeklisinin huzur bulabildiği o güçlü iktisadi yapının içinde olmalıydı.
Türk; bir ırkın ötesinde, bir duruşun, bir adaletin ve bir yaşatma iradesinin adıdır. Bugün bu soru soruluyorsa, bu bir yok oluşun değil; bir uyanışın ve özlemin işaretidir. Türk, küllerinden doğmayı bilen karakteriyle yine dürüstlükte, çalışkanlıkta ve adalette tezahür edecektir.
Türk, sadece haritalardaki kırmızı çizgilerin bekçisi değildir. Türk; sınırın namus olduğu bilinciyle toprağına sahip çıkan, aynı zamanda o toprağın üzerinde yaşayan her canlının hukukunu gözeten bir iradenin adıdır. Bugün sokaklarımızda güven duygusu sarsılıyor, asayiş haberleri vicdanları yaralıyorsa orada “Türk’ün nizamı” noksan demektir. Çünkü Türk’ün olduğu yerde korku değil, eminlik vardır.
Tarihin akışını değiştiren, coğrafyaları isimleriyle mühürleyen bir milletin evlatları olarak bugün durup sormak mecburiyetindeyiz: Türk nerede? Bu soru ne bir adres arayışı ne de hamasi bir sesleniştir; bu, bir özün, bir karakterin ve bir adaletin tecelli edip etmediğine dair verilen bir iç sestir.
Sınır güvenliği ve kontrolsüz göç tartışmaları, “Türk nerede?” sorusunun en somutlaştığı alanlardan biridir. Halk, kendi mahallesinde yabancılaşma hissi yaşarken bu soru bir “aidiyet” feryadına dönüşüyor. Türk; kendi dilinin tabelalardan silinmediği, kendi kültürünün azınlıkta kalmadığı ve kendi vatanında “misafir” gibi hissetmediği o güvenli limanı arıyor.

Bir milleti ayakta tutan kolonlar onun dili ve gelenekleridir. Şehirlerimizin tabelalarında yabancı kelimeler boy gösteriyor, kendi lisanımız kültürel bir erozyona uğruyorsa “Türk nerede?” sorusu bir dil davasına dönüşür. Biz; sadece geçmişin mirasıyla övünen değil, o mirası geleceğe taşıyan bir neslin arayışındayız. Türk; kendi mahallesinde yabancılaşmayan, kendi türküsünü gururla söyleyen ve kendi değerlerini modern dünyanın çarkları arasında ezdirmeyendir.

Gençlerimizin gözü uzak diyarlara dikilmişse, emeğin karşılığı liyakatle değil de başka yollarla ölçülüyorsa orada bir kimlik kaybı yaşanıyor demektir. Türk; “Çalış, öğün, güven.” parolasını sadece duvarda asılı bir levha olarak görmeyen; üretimin, bilimin ve aklın öncülüğünde vatanını yücelten kişidir. Bizim “nerede” olduğumuzun cevabı; fabrikalarımızdaki çarklarda, tarlalarımızdaki başaklarda ve laboratuvarlarımızdaki keşiflerde saklıdır.
Eğer bugün bir eksiklik hissediyorsak bu bir yok oluş değil, bir hatırlama sancısıdır. Türk, tarih boyunca her düştüğü yerden daha güçlü kalkmasını bilmiştir. Cevap uzaklarda değil; adaleti merkeze alan, çalışkanlığı karakter edinen ve birbirine kenetlenen her bir ferdimizin vicdanındadır.
“Türk nerede?” sorusunun cevabı ne uzak bir coğrafyada ne de sadece hamasi nutuklardadır.
Türk;
Adalet titizlikle uygulandığında,
Liyakat esas alındığında,
Vatan toprağı ve sınırları kutsal sayıldığında,
Üretim ve akıl ön plana çıktığında oradadır.
“Türk nerede?” diye sağa sola bakmaya gerek yok. Türk;
Haksızlık karşısında susmayan o cesur seste,
Komşusu açken tok yatmayan o kadim ahlakta,
Vatan mevzubahis olduğunda gerisini teferruat sayan o çelik iradededir.
İşte bu yazıyı okuyan, düşünen ve uygulama yoluna koyan kişinin “Türk nerede?” sorusuna vereceği en güzel cevap şudur:
“Çelik irademle, atalarımdan aldığım güçle, damarlarımdaki asil kanla ben buradayım.”
Murat Gülşan