Yara
Yaralar var; kanaması dursa da bir türlü kabuk bağlayıp iyileşmeyen cinsten.
Olmadık zamanlarda, olmadık bir resme bakarken ya da bir melodinin tınısına takılıp aniden çarpıyor insanın boğazına ve göğsüne.
Bir bakıyorsun, “Geçti, bitti, unuttum.” dediğin ne varsa özleme, hasrete dönüşmüş; öylece duruyor karşında, gitmemiş bir yere.
Anlıyorsun ki geçen acılar değil, sadece zamanmış.
“Çok özledim.” diyebiliyorsun sadece; yüreğin çatlayıp ağzından çıkmak ister gibi çarparken göze söz geçirebilmek ne mümkün?

Ben denedim, yapamadım… Olmuyor.
Gözlerim bağımsızlığını ilan etti; gözyaşlarım nicedir bana asi. İsyanlar bastırılamıyor.
Yitirdiklerimle birlikte, kaybettiğim her bir parçam yüzünden eksik ve topal yürüyorum artık. Dik dursam da ayaklarım aksamaya, yol yormaya başladı nicedir.
Kimseye bir şey diyemiyorum. Ölüm, ayrılık, acı herkesin kapısında. Acıda paydaşız ama paylaşmakta orta yolu bulamıyoruz.
Kendi yalnızlıklarımızda teselliyi ancak sağ elimizi sol elimizle tutarak bulmaya çalışıyoruz. Hangi ara bu kadar açıldı insanlık ile aramızdaki mesafe, bilmiyorum.
Ya biz insan değildik ya da insanlık çoktan terk edip gitmişti dünyayı.

Bir ihtimal var; belki başka bir yerde, başka bir bilinmezlikte… Kim bilir?
Bildiğim tek şey, eski günlere ve çocukluğuma duyduğum özlem.
Kaybettiklerimin kıymeti ve özlemi yakıyor canımı.
Çok özledim kardeşimi… Çok özledim babamı ve onun kızı olmayı.
Dalsız, kanatsız bir ağaç gibiyim sanki. Ne dallarım çiçeğe duruyor baharda ne de kuşlar ötüyor artık kanatlarımda.
Öylesine sönük, öylesine topal; varoluşunun sayılı günlerini tüketmekte gibi ömür.
“Elindekilere şükret.” diyor içimden bir ses bir yerlerden.
Şükür bâki de ellerim var diye ayaklarım toparlamaktan vazgeçmiyor ki…
Avukat Fatma Saçak Akbulut