Doç.Dr. Yeşim SIRAKAYA

Tarih: 19.01.2026 20:06

Z Kuşağı Tembel Değil, Yorgun: Eski Sistem Yeni İnsanları Taşıyamıyor

Facebook Twitter Linked-in

Z Kuşağı Tembel Değil, Yorgun: Eski Sistem Yeni İnsanları Taşıyamıyor

Z kuşağı için kullanılan “tembel” etiketi, bir teşhisten çok bir savunma cümlesidir. Çünkü bir sistemi sorgulamak yerine, o sistemde zorlanan insanları suçlamak her zaman daha kolaydır. Bugün gençlere yöneltilen eleştiriler, aslında değişemeyen kurumların çaresizliğini ele veriyor. Bu kuşak, yorgun bir dünyaya doğdu. Ekonomik belirsizlik, dijital hız, sürekli karşılaştırılma, bitmeyen başarı baskısı… Çocuklukları ekranların, ergenlikleri sınavların, gençlikleri kaygının içinde geçti. Bu yüzden Z kuşağı, iş hayatına başladığında enerjik değil; zaten tükenmiş bir zihinle giriyor. Onları anlamak için önce şu soruyu sormak gerekiyor: Bir insan, daha başlamadan yorulmuşsa, bu tembellik midir, yoksa sistemsel bir travma mı?

Yorgunluğun Adı: Tükenmişlik, Ama Kimse Duymak İstemiyor…

Z kuşağının yaşadığı şey klasik bir yorgunluk değil. Bu, psikolojide “erken tükenmişlik” olarak adlandırılan bir durumdur. Normalde insanlar yıllar içinde tükenir; bu kuşak ise işe başlarken tükenmiş durumda. Bunun nedeni sadece uzun çalışma saatleri değil. Anlamsız görevler, söz hakkı verilmemesi, görünmez emek, değersizleştirme, sürekli ölçülme…Kurumların büyük kısmı hâlâ insanı bir “kaynak” olarak görüyor. Oysa Z kuşağı, kaynak değil özne olmak istiyor. Bu noktada çatışma kaçınılmaz oluyor. Çünkü eski sistem itaate dayanıyor, yeni insan anlam arıyor.



“Bu İşte Bir Anlam Yok” Diyen İlk Nesil… 

Önceki kuşaklar, mutsuz da olsalar kalmayı seçti. Çünkü hayatta kalmak gerekiyordu. Z kuşağı ise kalmıyor. Bu yüzden “sadakatsiz” ilan ediliyor. Oysa sadakatsizlik değil bu; kendine sadakat. Z kuşağı, anne babalarının tükenmişliğini gördü. Hayatını erteleyen, sesini çıkaramayan, emekliliği beklerken ruhunu kaybeden bir neslin çocukları onlar. Bu yüzden “aynı hayatı yaşamak istemiyorum” diyorlar. Bu bir kapris değil; bilinçli bir reddiye.

Kurumların Görmediği Gerçek: Sorun Gençler Değil…

Bugün birçok kurum, gençleri “uyumsuz” buluyor. Ama uyum sağlanması istenen şey, çoğu zaman sağlıksız bir düzen. Sessiz kalmak, fazla mesaiyi normal görmek, mobbingi görmezden gelmek, soru sormamak…Z kuşağı bu oyunu oynamıyor. Bu yüzden sistemi rahatsız ediyor. Ama asıl soru şu: Sistemi rahatsız eden insanlar mı problemli, yoksa rahatsız edilmemesi gereken sistem mi?

Sessiz İstifa: Bir Kaçış Değil, Bir Çığlık…

Bugün “sessiz istifa” olarak adlandırılan şey, bir işten kaçış değil; kendini koruma çabasıdır. İnsanlar artık ruh sağlıklarını maaşla takas etmek istemiyor. Z kuşağı, “yaşamak için çalışmak” istiyor, “çalışmak için yaşamak” değil. Bu yüzden daha az çalışmak değil, daha insanca çalışmak talep ediyor.
Bu talep, tembellik değil; insan olma hakkıdır.

Değişmeyen Kurumlar, Kaybedilen Gelecek…

Eğer kurumlar değişmezse, Z kuşağı gitmeye devam edecek. Ve sadece gençler değil, kurumların geleceği de kaybolacak. Çünkü yeni dünya, itaatle değil; anlamla, güvenle, katılımla ve psikolojik sağlamlıkla kurulacak. Z kuşağı, bize şunu söylüyor: “Bu düzen bizi hasta ediyor.” Belki de ilk kez bir kuşak, hastalıklı bir sisteme uyum sağlamayı reddediyor. Ve belki de bu reddiye, hepimiz için bir iyileşme fırsatı.

Söz Sırası Sizde…

Z kuşağıyla çalışırken ne yaşıyorsunuz? Onları gerçekten tembel mi buluyorsunuz, yoksa sadece yorulmuş mu? Bir yöneticiyseniz: Kendi kurumunuzda gençleri neden tutamıyorsunuz? Bir Z kuşağı çalışanıysanız: Sizi en çok yoran ne? Yorumlarınızı yazın. Bu yazı burada bitmesin. Bu tartışma, geleceğin nasıl bir çalışma hayatında yaşayacağımıza karar verecek.

Doç.Dr. Yeşim SIRAKAYA


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —